Türkiye'de Erişkin Her Üç Kişiden Birinde Diyabet Riski

Haber Tarihi : 13.11.2018 15:42:33 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla diyabet hastalığına ilişkin açıklamalarda bulunan Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nermin Olgun, ’’Türkiye’de erişkin her üç kişiden bir tanesinde diyabet veya diyabet gelişimi açısından risk vardır’’ dedi.
A +   A -

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nermin Olgun, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla diyabet hastalığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Hem dünyada hem Türkiye de en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilen diyabet, iyi kontrol edilmediğinde birçok organı da olumsuz yönde etkiliyor. Türkiye’de 8 milyondan fazla erişkinin diyabet hastası, bir o kadar kişinin de diyabet gelişimi açısından risk grubunda olduğu tahmin ediliyor. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla diyabet konusunda önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Olgun, diyabetin insülin hormonunun yetersizliği, yokluğu veya eksikliği sonucu oluşan ve karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında bozukluklara yol açan bir hastalık olduğunu vurgulayarak, ’’Diyabet hem dünyada hem Türkiye de en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Diyabetli sayısının her geçen gün artması, diyabetin her yaşta görülmesi, önlem alınmazsa ağır organ hasarlarına neden olması, yaşam kalitesini düşüren maliyeti yüksek bir hastalık olması, diyabetle ilişkili sağlık sorunlarının insanların yaşamını ve sağlık sistemlerini ciddi derecede etkilemesi bu kanıyı güçlendirmektedir. Diyabet aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü tarafından en fazla ölüme neden olan kronik hastalıklar arasında sayılmaktadır’’ ifadelerini kullandı.

’’Diyabetli birey oranı en yüksek olan coğrafi bölgemiz yüzde 18,2 ile Doğu Anadolu Bölgesi iken en düşük orana yüzde 14,5 ile Karadeniz Bölgesi sahiptir’’

Her sekiz saniyede bir kişinin diyabet nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkat çene Olgun şöyle devam etti:

’’Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) 2017 raporunda dünyada toplam 425 milyon diyabetli olduğu tahmin edilmekte olup, henüz tanısı konmamış 212 milyon yetişkin olduğu belirtilmiştir. Her 100 erişkinden yaklaşık 9’u (yüzde 8,8) diyabet hastası, 7’si (yüzde 6,7) ise glikoz tolerans bozukluğuna sahipken, doğan her 7 bebekten 1’i gestasyonel diyabetten etkileniyor. Küresel bazda sağlık harcamalarının yüzde 12’si diyabet için kullanılmakta olup Türkiye de Sosyal Güvenlik Kurumu 2016 yılı için diyabete bağlı harcamaları yüzde 23 olarak açıklamıştır. Her yıl yaklaşık 4 milyon 20-79 yaş arası erişkinin diyabetle ilişkili nedenlerden dolayı hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Her sekiz saniyede 1 kişi diyabet nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Diyabet dünyada, bu yaş grubuna göre, tüm ölüm nedenleri arasında yüzde 10,7 orana sahiptir. Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi Projesi (TURDEP - II) verilerine göre, Türkiye’de diyabet görülme sıklığı 20 yaş üstü grupta yüzde 13,7’dir. Diyabetli birey sayısının en fazla olduğu grup 40-59 yaş aralığıdır ve bu yaş grubu toplam diyabetli nüfusun yüzde 46’sını kapsamaktadır. Diyabetli birey oranı en yüksek olan coğrafi bölgemiz yüzde 18,2 ile Doğu Anadolu Bölgesi iken en düşük orana yüzde 14,5 ile Karadeniz Bölgesi sahiptir. Diyabetli yetişkin sayısının 2045 yılında dünyada 629 milyon, Türkiye’de ise 11,2 milyon olacağı tahmin edilmektedir.’’

’’Türkiye’de erişkin her üç kişiden bir tanesinde diyabet veya diyabet gelişimi açısından risk vardır’’

Türkiye’de 8 milyondan fazla erişkinin diyabet hastası, bir o kadar kişinin de diyabet gelişimi açısından risk grubunda olduğunun tahmin edildiğini açıklayan Olgun, ’’Türkiye’de erişkin her üç kişiden bir tanesinde diyabet veya diyabet gelişimi açısından risk vardır. Ayrıca 20 bin dolayında çocuğun diyabetli olduğu bilinmektedir. Ne yazık ki diyabetli erişkinlerin yaklaşık yarısı hastalığın farkında değildir. Tip 1 diyabet ile ilgili önleme çalışmaları başarılı olmamıştır. Oysa Tip 2 diyabet vakalarının yüzde 70’ini sağlıklı kahvaltı, lifli sebze, taze meyveler, tam buğday ekmeği, yağsız et, balık ve fındık tüketimi ve düzenli egzersizi içeren sağlıklı yaşam tarzı ile önlemek mümkündür. Diyabet bireylerin ve ailelerin yaşamlarının tüm yönlerini etkiler, zorunlu yaşam biçimi değişiklikleri gerektirir. Bakımda başarıyı artıran en önemli konu en az tıbbi yardım ile en iyi kontrolü sağlamaktır’’ şeklinde konuştu.

’’Diyabet İyi kontrol edilmediğinde kalp, beyin, gözler, böbrekler başta olmak üzere tüm organları etkiler’’

Olgun, beslenmenin diyabet tedavisinin temel taşlarından biri olduğunun altını çizerek, aynı zamanda yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı, ideal kiloya ulaşmayı veya korumayı, kan yağlarını istenilen düzeyde tutmayı, göz, kalp ve böbrek gibi organlara zarar verecek komplikasyonları önlemeyi veya geciktirmeyi de sağladığını kaydetti.

Fiziksel aktivite ve egzersizin, beslenme ve ilaç tedavisi kadar önemli olduğuna dikkat çeken Olgun, ’’Egzersiz yemekten 1-1,5 saat sonra her gün en az 30 dakika olacak şekilde planlanmalı, kan şeker düzeyi egzersize başlamadan önce ve sonra kontrol edilmelidir. Hareketsiz yaşamın sağlık sorunlarını da beraberinde getireceği unutulmamalıdır. Uzun vadede diyabete bağlı oluşacak sağlık sorunlarından korunmak amacıyla, hiçbir sorun olmasa bile yılda bir kan yağları kontrolü, mikroalbüminüri kontrolü, göz dibi muayenesi, kalp elektrosu, ayak muayenesi ve 3-6 aylık aralıklarla HbA1c kontrolü yapılmalıdır. Bununla birlikte diyabet ilaçlarla tedavi yönetimi en iyi bilinen ve geniş tedavi seçenekleri olan hastalıklardan biridir. Ancak bu tedavi seçeneklerinin doğru uygulanabilmesi için diyabetlinin doğru bilgi ve becerilerle donatılması, hastalığın yönetiminin kendisinde olduğuna inandırılması gerekir. Diyabet İyi kontrol edilmediğinde kalp, beyin, gözler, böbrekler başta olmak üzere tüm organları etkiler. Ancak diyabetin bakımının karmaşıklığı nedeniyle sadece hekimin yazdığı reçete ile diyabet tedavisi yürütülemez. Bu nedenle diyabetlinin tedavi ve bakımında hemşire, diyetisyen, psikolog gibi sağlık profesyonellerinin yer aldığı ekipler oluşturulmaktadır’’açıklamalarında bulundu.

’’Diyabetli bireylerin aşılanması Sağlık Bakanlığı tarafından genişletilmiş bağışıklama programı kapsamına alınmıştır’’

Diyabetli bireylerde ortaya çıkan hipergliseminin bağışıklık sisteminin gücünü düşürdüğünü ve sonuçta enfeksiyon riskinin arttığını dile getiren Olgun, ’’Enfeksiyonlar kontrolsüz hiperglisemiye yol açar ve hiperglisemi enfeksiyonların daha da ağırlaşmasına neden olur. Enfeksiyonlar sonucu diyabetlilerin hastane yatışlarında ve ölüm oranlarında artış görülür. 40 yaşın üstündeki erişkinlerde diyabet, toplumda gelişen zatürre ve invaziv pnömokok riskini artırır. Diyabetli bireylerin yarısı her yıl bir bulaşıcı hastalık nedeniyle en az bir defa hastanede yatarak tedavi görmektedir. Diyabet zatürre için risk faktörüdür. Zatürreye bağlı hastane yatış riski, diyabetli bireylerde 3 kat daha fazladır. Bu nedenle tüm enfeksiyonlardan korunma diyabette çok önemlidir. Enfeksiyonlardan en iyi korunma yollarından biri aşılanmadır. Diyabetli bireylerin aşılanması Sağlık Bakanlığı tarafından genişletilmiş bağışıklama programı kapsamına alınmıştır. Diyabetlilerin aşılanması uluslararası ve ulusal tüm rehberlerde önerilmekte olup diyabetlilerin aşılanması konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Diyabet hastaları, Aile Sağlığı Merkezlerinde veya aşıya erişimin olduğu sağlık kurumlarında pnömokok-zatürre aşısını ücretsiz olarak yaptırabilirler’’ değerlendirmelerinde bulundu.


ANKET

Bağımsız Anket Bulunamadı !